Etiket arşivi: helal gıda

Helal Gıdayı Çok Yemek Helal mi?

Cuma günü gıda mühendisi Necla Baş’ın ‘Helal ve Sağlıklı Gıda’ seminerindeydik.

Şüphesiz insanın sağlığını düşünerek yediğine ve içtiğine özen göstermesi son derece akıllıca ve gerekli de. Bir de inandığı gibi yaşayan bir Müslüman ise şayet, o insanın çok daha fazla ihtimam göstermesi gerekiyor gıda hususunda. Çünkü malûm, şüpheli ve haram olandan kaçınmamız emrediliyor bizlere.

Haramları çoğalttık!
Necla BaşGıda mühendisi Necla Baş’ın “Helal ve Sağlıklı Gıda” semineri hanımlara özeldi ve salonda neredeyse boş yer kalmamıştı. Buradan da anlıyoruz ki hanımların bu konuya ilgi ve merakları inşallah daha bilinçli gıda kullanımı hassasiyetinin yerleşmesine vesile olacaktır. Necla Hanım öncelikle helal lokmanın öneminden, dünyada ahiret yolcusuysak ve gideceğimiz yeri cennet olarak hedeflemişsek ona göre hareket etmemiz gerektiğinden bahsederek bugün haram olan gıdanın az, helal olanın ise çok olduğunu söyledi. Eskiden haramdan kaçmak kolaydı. Kan, leş, domuz eti, alkolden uzak kaldın mı bitiyordu belki, fakat şimdi hazır gıdalar işin içine girince katkı maddeleri ortaya çıktı ve beraberinde kolaylıkların, külfetsizliklerin farklı tezahürleri oldu.

Alışveriş yaparken aman dikkat!

Dünyada 3500 çeşit katkı maddesi olduğunu ve Türkiye’de de 300’ünün kullanıldığını öğreniyoruz Necla Hanımdan. Örneğin katkı maddeleri; koruyucu madde, tat verici, bağlayıcı, renklendirici vs. adı altında markette elimizi attığımız hemen her ürünün içinde mevcut maalesef. Takdir edersiniz ki helal-haram kaygısı güdülmeden aklınıza gelebilecek en kötü ve en iğrenç şartlarda elde edilmekte. Yani dolaylı bile değil, direkt haram olduğu ortada. Artı bir de bu katkı maddelerinin bünyede yapmış olduğu olumsuzluklar da hayli fazla: Baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, bulantı, eklem ağrısı, çocuklarda zekâ geriliği, kanserojen etkileri ve vücudumuzda biriktikçe ileriye dönük tedavisi zor ya da imkânsız bir sürü hastalık sebebi. Bu da demek oluyor ki elimizden geldiğince hazır gıdalardan uzak durmalı ve yapabildiğimiz kadarını evde kendimiz yapıp, helal olduğundan emin olduğumuz ürünleri almakta ısrarlı olmalıyız.

Nasıl ve ne zaman yemeliyiz?

Necla Hanım haramlardan kaçındıktan sonra yemek yemenin bir sanat olduğunu belirterek çabucak ve rastgele, geçiştirilecek bir şey olmadığını söyledi. Uzmanların araştırıp ortaya koydukları yeme-içme uygulamasının, asırlar önce Peygamber Efendimizin bize tavsiye ettikleriyle uyuştuğunu görüyoruz. Acıkmadan yememe tavsiyesi mesela… Acıkmadan yediğimiz için fazla gelen enerji yağ olarak depolanıyor ve gelsin bakalım kilolar, hastalıklar. Hepimiz biliyoruz belki ama tekrarda fayda var diye düşünüyorum. Beynimizin doydum sinyalini vermesi için yemeğe başladıktan sonra yirmi dakika geçmesi gerekiyor ve lokmalarımızı çok çiğnediğimiz vakit daha az yiyerek doymamız kolaylaşmış oluyor. Ayrıca sindirim ağızda başladığı için her lokmayı ağır ağır, çiğneyerek yememiz gerekiyor. Elbette bir de tıka basa yememek en önemlisi galiba. Hemen hadis-i şerif geliyor burada aklımıza: “Ağır ağır yiyiniz, acıkmadan sofraya oturmayınız ve doymadan kalkınız.” Belki de “ne yiyorsak oyuz” sözünü akıldan çıkarmamak lazım.

Bir öğünde kabaca iki buçuk su bardağını geçmeyecek kadar yememiz gerektiğini öğreniyoruz seminerde. Ve yanımdaki arkadaşım, “çorba ve salata dâhil mi acaba” diye soruyor tebessümle. Bir hadisinde, Efendimizin, “Mü’min bir kimse bir bağırsağı doluncaya kadar yer, kâfir ise yedi bağırsağı doluncaya kadar yer” buyurduğunu ve bu hadis çok ilgisini çekip, araştırdığında karşılaştığı bilgileri bizlere aktardı Necla Hanım. Midemizin üçte birini yemek, su ve hava emrine uyarak, makul yediğimizde bağırsak hacmi ölçüsünde doluyor. Fakat aşırı bir yükleme olması halinde ise on iki parmak bağırsağımız tam 7 katı fazla esneme özelliğine sahip. Müslüman gibi yiyenin yanında, çatlayacak kadar yiyen kâfir için de esneme payı verilmiş, suphanallah. Daha başka birçok ayet ve hadislerden örnekler verdi bizlere konuşmasının ilerleyen zamanlarında da.

Midemiz çöp kutusu değil!

Evet, sıra geldi iştahımızı en çok kabartan, nefsimizi dizginlemede bizi en çok zorlayan gıda türüne. Yani çöp gıdalara… Az besleyici veya hiç besleyici değeri olmayan gıdalara deniyor “çöp gıda”. Çikolata, bisküvi, dondurma, kek, pasta, cips, salam… Hele de çocuğu olanların en zorlanacağı kısım galiba burası olsa gerek diye düşünüyorum bir anne olarak. Ancak tutarlı ve kararlı olunduğunda, aile efradının tümü alınan kurallara riayet ettiği takdirde yapılamayacak hiçbir şey yok. Zaten izah ettiğinizde zararlarını ve niçin alınmaması gerektiğini çocuklar da çok iyi anlıyor ve uygulamaya hevesli oluyorlar. Çok icap ederse de sınır koyma yoluna gidilebilir. Önce haftada bir, sonrasında da ayda bir kez çok sevdiği bir şeyi alma hakkı olabilir mesela. Bu yöntemle yavaş yavaş zararlı bir sürü abur-cuburdan kurtulmak mümkün. Ayrıca Necla Hanım, seminer boyunca zahmetsiz rahmetin olamayacağını tekrarlayıp durdu. Annelerimizin yaptığı lezzetli yemeklerin sırrının annelerimizin o yemekleri sevgilerini katarak, emek vererek pişirmelerinden kaynaklandığını, “az çeşit yapın ama anne sevgisiyle yapın” diyerek özetledi.

Son olarak Hz. Aişe’nin, Resulullah’ın vefatından sonra sahabelere söylediği, “Ümmette zuhur eden ilk belanın tokluk olduğu” sözünü aktardı. Tokluk bize yaramıyor orası kesin. Hem zihnen, hem de bedenen bizi ağırlaştırıp pasifleştirdiği aşikâr.

Gazlı içecekleri bırakalım artık

Genel itibarıyla titizlendiğimiz mevzular olduğu için ne kadar üzerine kafa yorup, tedbir almış olsak dahi hatırlatıcı olarak bu konularla alakalı seminerleri dinlemeye her zaman devam edip, bize yardımcı olacak kitapları okumakta fayda var diye düşünüyorum. Çünkü insanız ve bu tür bilgilerin tekrar edilmesiyle gevşeklik gösterdiğimiz bazı noktalarda sorumluluğumuzun önemine vurgu yapan konuşmalara her zaman ihtiyacımız var. Neredeyse on seneyi aşkındır gazlı içecek türü hiçbir içeceği evimize ve ağzımıza almıyoruz. Lakin evimize gelen ve “mütedeyyin” sayılan birçok misafirimizin gelirken artık şüpheli olduğu apaçık ve son derece zararlı içecek türünü hediye mahiyetinde getirmelerinden bıktık, usandık. Bu denli duyarsızlığa ve sorumsuzluğa kızmadan edemiyoruz açıkçası. Bunun tek bir açıklaması var; düşüncesizce, sadece alışkanlık olduğu üzere yapılan bir davranış bu. Elimizden geldiği kadar helal sertifika alan ürünleri tercih etmeye çalışıyoruz. İlgilenenler bu ürünleri gıda raporundan öğrenebilirler.

F.Kebire Gündüz Karaaslan

http://www.dunyabizim.com/manset/9320/helal-gidayi-cok-yemek-helal-mi.html

Sahte Bala Helal Denemez !

bal resmi

Sahte bal satan firmalar teker teker teşhir ediliyor.

Mısır şurubundan üretilen bu ballara el konulurken, bunların helal olup olmadığı da tartışılıyor. Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Derneği (GİMDES) Genel Başkanı Hüseyin Kami Büyüközer, arılar tarafından üretilmeyen, Gluko şurubundan yapılan balın helal olmadığını belirtti.

Büyüközer, “Bal, Allah’ın uygun gördüğü şartlarda üretilebilir ama hile ve hurda ile satılıyorsa haramdır.” dedi.

Konuya dair Cihan’a açıklamalarda bulunan GİMDES Genel Başkanı Büyüközer, helal kavramını ‘Allah’ın emirlerine uygun üretim yapma, hilesiz ve hurdasız olarak bireylere sunma’ olarak tanımladı. Gıdanın helal olup olmadığını anlama adına satışına da bakmak gerektiğini vurgulayan Hüseyin Kami Büyüközer, şunları ifade etti:

“Allah’ın onay verdiği helal şartlarda bal üretelim, bunu hilelerle müminlere sunmak haramdır. Bizler, gıdanın hem dinen onaylanmasını hem de tüketicileri aldatmayacak şartlarda arzını talep ediyoruz. Arının ürettiği bal haram değil. Gluko şurup da haram değil. Burada haram olan, bal olmayan malın bal olarak satımıdır.”

Büyüközer, GİMDES olarak bal firmalarından 5’ine helal belgesi verdiklerini, 4’üne de vermediklerini aktardı. Bir firmayı, ballarını kavanozlara koymada hijyenik şartları yerine getirmediği için onaylamadıklarını dile getirdi.

ALIÇ: SAHTE BAL VÜCUDA ZARAR VERDİĞİ İÇİN CAİZ DEĞİL
Helal Denetim ve Sertifikalandırma Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Selahaddin Alıç ise sahte bal ile anılan firmaların tahlillerden kaçtığına temas etti. Mısır şurubundan üretilen balın katkı maddeleri içerdiğini anlatan Alıç, şöyle devam etti:

“Bunlar, tabiatı ile bireylerde yağlanmayı, şişmanlamayı artırıyor. Helal gıda, insan sıhhatini olsun, çevreyi olsun tahrip etmeyen ürünler olarak anlaşılmalıdır. Burada bal diye satılan şuruplar, çocuklarda obeziteye sebep oluyor, yaşlılarda yağ yapıyor. Son tahlilde sahte bal haram değildir, fakat vücuda zarar vermektedir; bu sebeple caiz de değildir. Kanaatim o sahte bal üreten firmalara uygulanan müeyyidelerde geç kalındı. Gelinen aşamada bunların tamamı teşhir edilmelidir.”

Alıç, mısır şurubundan üretilen balların satışında insanların aldatıldığını, dolayısıyla haram işlendiğini savundu.

Kaynak : Cihan

Helal Gıda Marketleri Çoğalıyor

Haber: ÜSAME KARAKIŞ / İSTANBUL

halal dünya marketleri açılış
GİMDES’in öncülüğünde İstanbul genelinde yayılmaya başlayan “Helal Dünya Marketleri” hızla çoğalıyor. Kısa bir süre önce ilki Bağcılar’da açılan marketlerin ikincisi Eyüp’te açılmıştı. Helal Dünya Marketleri’nin üçüncüsü dün Başakşehir’de açıldı. 2012’nin ilk ayında da Kahramanmaraş’ta ilk İstanbul dışı market açılacak.

Türkiye’nin ilk helal sertifika veren derneği olan GİMDES ilklere imza atmaya devam ediyor. ‘Helal Dünya Marketleri’ ismiyle içinde sadece GİMDES’in denetiminden geçen firmaların ürünlerinin olduğu marketlerin üçüncüsü dün GİMDES Başkanı Dr. Hüseyin Kâmi Büyüközer ve yönetim kurulu üyesi Fatih Kalender’in de katılımıyla Başakşehir 4. Etap İstanbul Çarşı içerisinde açıldı.

BAŞAKŞEHİR’DE İKİ AYRI MARKET AÇILACAK
Hızlı ve emin adımlarla ilerlediklerini ifade eden GİMDES Başkanı Dr. H. Kâmi Büyüközer, Başakşehir 4. Etapta açılan marketin üçüncü olduğunu, haftaya yine Başakşehir 5. Etap’ta yeni bir market açılacağını ifade etti. Büyüközer, 2012’nin ilk ayında da ilk İstanbul dışı marketi Kahramanmaraş’ta açacaklarını söyledi. Büyüközer, “Bir Müslüman’ın hayat standardının olmazsa olmazını helal yaşam teşkil eder. Doğumundan ölümüne kadar helal dairesi içerisinde yaşamak onun en önemli hedefidir. Bu sebeple helal yaşam, helal yemek, helal içmek, kısaca helal lokma Müslüman’ın vazgeçilmezidir. Müslüman tüketiciye sunulan, onun kadim kültürüne uymayan helallik açısından değerlendirilmeyen, bu ürünler ve üreticileri nasıl kontrol edebiliriz düşüncesi GİMDES’in de kurulmasına vesile oldu. 2009 yılından itibaren ihracata dönük sertifikalandırılan helal ve sağlıklı ürünlerin toplu olarak tüketicilere sunulacağı bir market açmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.
160 FİRMANIN ÜRÜNLERİ RAFLARDA YERİNİ ALDI
GİMDES’in sertifika verdiği 160 kadar firmanın ürünlerinin bulunduğu markette tavuk, kırmızı et, peynir, dondurulmuş gıdalar, süt, kaşar, un, yağ, çay, şeker, su, makarna, bal, ayran, yoğurt, tahin, pekmez gibi ana gıdaların yanı sıra bebeK ve yetişkinler için şampuan ve diş macunu da satılacak. Markette satılacak tüm ürünler GİMDES tarafından denetlenmiş ve sertifikalandırılmış olacak. İstanbul ve Türkiye’nin diğer şehirlerinde de açılacak şubelerle büyümeyi planlayan Helal Dünya Marketleri, uzun vadede Avrupa’ya ve Orta Doğu’ya da marketler açmayı planlıyor
HALKIN YOĞUN İLGİSİ VAR
Helal Dünya Marketleri’nin ilk şubesini de açan işletmeci Suat Küçük, “Amacımız insanları bilinen ve güvenilen bir kurum tarafından verilen helal sertifikalı ürünlerle buluşturmak. Biz burada köprü görevi yapıyoruz. Bu işin hem ticari hem de manevi özelliği var. Boğazımızdan geçmeyen bir lokmayı başkasına satmaya hakkımız yok. İnsanlar böyle bir marketi görünce ilk başta çok şaşırıyor. Daha sonra da mutlu oluyor. Yoğun bir talep var” diye konuştu. Bağcılar ve Başakşehir 4. Etap’taki marketlerin sahibi olan Küçük, hedefinin daha çok market açabilmek olduğunu söyledi.

Helal Gıda

Faydalı Besinler

>>Kestane
Kestane endüstriyel gazlardan kolay etkilenenbir ağaç türüdür.sanayinin geliştiği bölgeler ve şehir merkezlerinde ağaçlaqr uzun yıllar yaşayamaz.kestane ağacını bu özelliğinden dolayı endüstriyyel kirlilikten en az etkilenir. güvewnle tüketilebilecek nadir gıdalardandır.
Besleyici ve kalori değeri yüksek bir besin olan kestane B1, B2 ve C vitaminleri açısından oldukça zengindir. Kestanede bol miktarda yağ ve protein bulunmaktadır. Ayrıca potasyum, fosfor, magnezyum, klor, kalsiyum, demir, sodyum minerallerini de içermektedir.

• Besleyici olmasından başka faydası saymakla bitecek gibi değil
• Kabuklarının suda kaynatılmasıyla hazırlanan ilaç ateş düşürüp sinirleri yatıştırıyor.
• Meyvesi kasları kuvvetlendiriyor, kan dolaşımını düzenliyor.Bedenin ve zihnin yorgunluğunu gideriyor,kansızlığa çare oluyor.
• Şeker,protein,yağ,sodyum ve potasyum içeriyor!..Kestane birçok hastalıktan da koruyor insanoğlunu..
• Çocuk, genç ve yaşlılar için çok değerli bir enerji kaynağı, hatta yaşamı uzattığı da söyleniyor.
• Kestane, en çok potasyum düşüklüğünden yakınanlara öneriliyor. Çünkü 100 gramında 500 mg potasyum bulunuyor. Fosfor,magnezyum, klor, kalsiyum, demir ve sodyum mineralleri ile C, B1, B2 ve PP vitaminlerini içeriyor.
• Taze kestane limonun 100 gramı kadar C vitamini içerir. Kestane’nin 100 gramında 200 kalori bulunuyor.
• Kış mevsiminin olumsuz şartlarına fiziksel ve beyinsel yorgunluklara karşı paha biçilmez bir sağlık iksiridir.
• Kalp ve kas sistemini uyarıp organizmanın su dengesini düzenliyor. Kan dolaşımını hızlandırıp varis ve basurların gelişimini önlüyor.
• Balla karıştırılmış kestane püresi ise özellikle iştahsız çocuklara öneriliyor.

KARADUT

Karadut meyvesinin içeriğinde çok güçlü antioksidanlar bulunmaktadır. Bu güçlü antioksidanlar vücudumuzdaki serbest radikalleri etkisiz hale getirmek suretiyle bağışıklık sistemimizi güçlendirir. İçeriğinde bulunan flavonoidler nedeniyle ise kalbimizi korur aynı zamanda da yaşlanmamızı geciktiren etkisi vardır.

Karadut bitkisi böceklenmeyen tek organik bitki çeşididir. İçeriğinde Betakaroten bulunur. Ancak karadutun mevsimi çok çabuk geçtiğinden en bol olduğu zamanlarda kaynatarak şurubunu yapabilirsiniz ve bu karadut şurubunu derin dondurucuda muhafaza edebilirsiniz. Sağlık ve gençlik kaynağı olan bu şurubu kanserden korunmak için mutlaka tüketmelisiniz.

Karadut nelere faydalıdır?

* Halsizliği, aşırı yorgunluğu giderir
* Ağız ve boğaz enfeksiyonlarına tavsiye edilir
* Kanı temizler anemi hastalarına tavsiye edilir
* Kan basıncını düşürür
* Sindirim sistemi kronik hastalığına faydalı
* Mide salgılarını arttırır
* Sindirimi sistemini düzenler
* Saçların ve dişlerin güçlenmesini sağlar
* Kronik gastrit ve hepatit tedavisinde kullanılabilir
* Uykusuzluğa iyi gelir

KEÇİ BOYNUZU PEKMEZİ(HARNUP PEKMEZİ)

Eskiden beri bilinen olumlu yönleri vardır. İshale karşı mükemmel takviyedir. Kabızlık şikâyeti olanların da tüketmesi gereken bir meyvedir. Belirli bir dönem keçi boynuzu tüketenler, sindirim sistemlerinin nasıl harekete geçtiğini ve kabızlık problemlerinin de yavaş yavaş ve düzenli bir şekilde nasıl ortadan kalktığını hayretle görebileceklerdir.
Kısaca, hem ishal hem de kabızlık şikâyetlerine karşı kullanılır. Dengeli ve sağlıklı beslenmenin bilincinde olan birçok bilim adamı tanıyorum ve bu kişiler çikolata, kek veya kremalı pasta yerine harnup’u tercih etmektedirler.
GENEL VE ALERJİK NEFES DARLIĞI İÇİN
Orta büyüklükteki keçi boynuzundan 6-7 tanesini önce soğuk su altında yıkayınız. Daha sonra bunları küçük küçük (3-4 cm uzunluğunda) kırarak, kaynamakta olan yarım litreye yakın suyun içine atınız. Hafif ateşte 7-8 dakika kaynatınız. Soğuduktan sonra süzerek suyunu cam şişeye doldurunuz. Buzdolabında en fazla üç gün beklete bilirsiniz.
Her gün sabah kahvaltısı arasında ve akşam yemeğinden önce bir çay bardağı içilir. Yaklaşık yarım litre olarak hazırladığınız keçi boynuzu suyu üç gün buzdolabında bozulmadan korunabilir. Her üç günde bir, taze olarak hazırlamanız gerekecektir. Hiç ara vermeden 20 gün uygulayınız. Yirmi gün tamamlandıktan sonra aynı şekilde hiç ara vermeden 15 gün devam ediniz. Onbeş günlük kürü uygularken bir çay bardağı içerisine bir küçük çay kaşığı bal ilave edip karıştırınız, sabah kahvaltınız arasında ve akşam yemeğinden önce birer çay bardağı içiniz. Keçi boynuzu kürünü uygularken sabah kahvaltınızda ayrıca bal tüketmeyiniz.
AKCİĞER KANSERİNİ ÖNLEMEK İÇİN
Kür 1′den en önemli farkı ve dikkat edilmesi gereken nokta kaynama süresidir. Soğuk su altında 6-7 adet keçi boynuzunu yıkadıktan sonra 600-650 ml (yarım litreden biraz fazla) kaynamakta olan suyun içine kırarak atınız. 3-4 dakika hafif ateşte ağzı kapalı olarak kaynadıktan sonra 20 dakika soğumaya bırakınız. Yirmi dakika sonra harnup parçalarını temiz bir kaşık ile kabın içerisinden çıkartınız. Soğuduktan sonra temiz bir kaba suyunu alınız. Her ay 4 gün, sabah ve akşam birer çay bardağı içilir.
İKTİDARSIZLIĞA İYİ GELİYOR
Hareketli sperm sayısını ve kalitesini artırıcı ve de erkeklerdeki iktidarsızlığa karşı olan bu kür için kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6-7 adet keçi boynuzunu küçük küçük kırarak atınız. Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını kapatınız ve 20 dakika dinlendiriniz.
Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra kaşıkla keçi boynuzu parçalarını çıkartınız. Soğuduktan sonra yarısını sabah aç karna, diğer yarısını da akşam yatağa giderken içiniz. Bu uygulamaya bir hafta boyunca her gün devam ediniz. Birinci haftadan sonra 3 ay boyunca her gün akşam yatağa giderken bir su bardağı içiniz. Daha sonraki aylarda zaman zaman uygulayınız.
Keçiboynuzu Pekmezi ve Faydaları
Keçiboynuzu olarak bilinen harnup, doğanın bize hediyesi en güçlü besin kaynaklarından biri… Faydası o kadar çok ki yazımızı okuduktan sonra evden eksik etmeyeceğinizi düşünüyoruz.
“Hz.Yakup Peygamberin ekmeği”
Keçiboynuzu/ harnup (Ceratonia siliqua); Baklagiller familyasından doğal olarak Akdeniz ikliminde yetişen ve baklaları yenen her daim yeşil ağaç ya da çalı türü. İngilizcesi “carob” ise de, genelde “St.Johns Bread” olarak bilinir. Almanca’sı da “johannisbrot” dur. Her iki lisanda da “Yakup Peygamberin Ekmeği” anlamına gelir. Yakup peygamberin çölde ekmek yerine tükettiği bir meyvedir. Yaklaşık 5000 yıldan beri bilinmektedir.
Birkaç yüzyıl öncesine kadar şeker yerine veya yapılan tatlılarda ağırlıklı olarak harnup kullanılırdı. Günümüzdeki beyaz şeker üretiminin başlaması ile bu kültür ve bu sağlıklı beslenme yapısı yok olmuştur. Harnup ağacı ilk 15 yıl hiç meyve vermeyen bir ağaçtır. Yetişkin bir ağaç 1000 kiloya kadar meyve verebilmektedir.
Keçiboynuzu diğer adıyla harnup yeryüzünün en eski bitkilerinden olup anavatanı olarak Güney Anadolu, Suriye, Kıbrıs, Yunanistan, İspanya, Fas, Tunus, Cezayir, Filistin ve Libya olup memleketimizde, Antalya, Mersin, Silifke, Datça dolaylarında yaklaşık 1500 km’lik sahil şeridinde doğal olarak yetişmektedir.
Türkiye’de tıbbi bitki ihracatında en büyük pay ile;
Keçiboynuzu” yer almaktadır.

KARPUZ

_ Karpuz salatagiller ailesine mensuptur meyvegillere değil ,bunun için yemek yerken ve yemekten sonrada tüketilebilir.diğer meyveler gibi ayrı yenmesi gerekmez.
*yemekten ayrı yenirse,kanı temizler,idrarı çoğaltır,şişlikleri giderir ,bağırsakları çalıştırır,yaraları kapatır,cildi ve saçları parlatır.
*böbrek ve mesane taşlarını eritip düşürmek için karpuzun içi yenildikten sonra kabuğunun suyu sıkılıp içilir.
*karpuz hergün veya haftada 2-3 gün yenilerek geçilirse ,tüm hastalıkalra karşışifa olur.
*çekirdekleriyle beraber yenirse idrarı arttırır ,kemikleri geliştirir.
*diyabet hastaları için karpuzdan iyi besin yoktur ve mevsiminde yiyenler,büyük fayda gördüklerini söylemişlerdir.

Karpuz bol miktarda C vitamini ve antioksidan özelliğiyle çeşitli Kanser türlerine karşı etkili olan beta karoten içerir. İçerdiği yüksek potasyum kalp fonksiyonlarının ve kan Basıncının düzenlenmesine yardımcı olur. Aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenler ve Bağırsak Kanserini önlemede de rol oynar. Karpuz çekirdekleri de içinde bulunan cucurbocitrin adlı maddeyle kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olur.

Karpuzun içerdiği bol miktardaki potasyumun da insan sağlığı açısından son derece faydalı. ”Potasyum, böbreklerin daha iyi çalışmasını ve böylece böbrekler tarafından vücuttan sodyumun atılmasını hızlandırır. Fazla sodyumun vücuttan atılması sonucunda da kan basıncı dengelenir, kalp işlevleri düzenlenir ve kalp krizi riski azaltılır. Karpuz, yüksek miktarda su içerdiği ve hazmı kolay olan bir meyve olduğu için de sık tuvalete gidilmesini ve buna bağlı olarak vücuttan atık maddelerin daha sık dışarı atılmasını da sağlar.
Çok iyi bir idrar söktürücü olan karpuz, vücuttaki atık maddeleri, bağırsakları ve kanı temizler. Kalbi koruyucu etkisi de vardır.
Karpuz, soğuk algınlığına iyi gelir . Vücuda zindelik, serinlik ve ferahlık verir.
Börekleri çalıştırarak böbrek taşlarını ve kumlarını dökmeye yardımcı olur. Kemik gelişimini de destekler.
Karpuz nasıl tüketilmeli?
Olgunlaşmış karpuz taze olarak yenir. Karpuzun keleklerinden ise turşu yapılır. Bala zencefil katılıp karpuzla yenirse balgamı söker.
Karpuzdan en iyi şekilde faydalanmak için yemeklerden önce ve mümkün olduğunca kabuklarının iç kısmı ile birlikte yemek daha faydalıdır.

KARPUZU SEÇERKEN
Tatlı ve sulu, olgun bir karpuz seçmek için kabuğunun renginin parlak değil, mat olmasına ve tırnağınızla hafifçe kazıdığınızda yeşil kısmının kolayca çıkmasına, toprağa oturan kısmının renginin açık sarı olmasına, beyaz veya yeşil olmamasına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, eğer kesmece karpuz alacaksanız içinin renginin parlak kırmızı, çekirdeklerinin de koyu kahverengi veya siyah renkte olmasına dikkat edilmeli.
Hormonlu karpuzların çekirdek evleri boştur. Yendiği zaman aşırı nişasta kokusu verir.